25 Mayıs 2020 Pazartesi

.........

bundan 20 küsur sene önce herhangi bir kışta ,falanca il jandarma komutanlığı 4. kat tuvaletine sabah traşı olma zorunluluğu ve isteksizligiyle girip acıkma hissi duymadan akşama kadar iki paketten fazla sigarayı bitirip pencereden, uzak yol seslerine 
bina ve dağlara ve gökyüzüne bakakalıp dalıp gittiğin anlarda ki gelip giden  bir anlık kavrayış hissi....
ya da
herhangi bir park ta yağmur sonrası küçük göletlerde ki gökyüzü yansımalarını seyrederken ve serin rüzgar enseni sıyırırken kimselerin olmadığı oyun bahçesinde ki ağaçlar altında ki ıslak banklara  umursamadan
 seni saatlerce oturtup o boşluga baktıran his
 ve düşünceler  neler idi ...
sevebildin mi hiç sen....
hayır yani hiç fırsat tanıdın mı kendine gerçekten sevebilmek için ve sevilebilmeyi sana yaşatacak buna değer görecek birine de mi denk gelemedin....
hayattan kaçarken ve gençken insan çok doğru tercihler yapamıyor...
hele ki işin içinde kişilik tam olgunlaşmadan cinsel ihtiyaçlar ve yalnız kalma ve anlatamama korkusu var iken .... 
hoş yaşlansa da bu korkuları ve ikiyüzlülükleri değişmiyor insanın ....
 Klingsor un son yazında dediği gibi
S. Zweig ın   " insanlar yalnız kalma korkusu ile birbirlerine bacaklarını ve gövdelerini dolayıp dünya ya yeni çocuklar salıyorlar " .....

peki bugün değişen ne senin için....
hala arayışın bitmediyse neyi arıyorsun
bir insanin varlık amaçlarından birini gördün ve gerçekleştirdin...
çocukların oldu ,büyüyorlar....
onlarla birçok şeyi kendi çocukluğunda babanla hissetiğinden daha farklı bir deneyimle öğreniyorsun.
aynı hataları yapmıyorsun en belirgin fark bu
ama adanmışlık aynı adanmışlık ,
farklı olan yöntem belki de sadece....
ama aile olma hissini veren nelerdir ?..
kimbilir,  hála öğreniyorsun .
      bir kadına ise herhangi birşey için ihtiyaç duyma isteği yok diyebilirim....
özellikle de kendi hatası eseri gençlikte
kötünün iyisi olarak kendinden kactığın ve bulamadığın bir dönemde malum bedensel ihtiyaçlar için eksilerini görmezden geldiğin birinin bugün hayatında malolduklarını görsen de
aslında artık çok da umursamadığından ve seni yıkamadığından olsa gerek ki bu maliyetin katkı da bulunduğu 
bir kaçış içinde yemedin mi ,
biraz da o ağır metalli makinalarla dolu şehir hastanesi sarmalından
bol pestisitli bir kaşık kuru ve pilava yenik düşen (Oğuz Atay)
ve yanında ki bol şekerli (glikoz şurubu ) hoşaf zincirine uzanan aile saadetinin sillesini......
Türk Kurnazdır... Türk işini bilir ha... 
ne demeli ki.
sen enayi isen biz ne yapalım arkadaş. uygun olur sanırım.
herneyse....

gerçekten  önemsenme sevgi kırmaktan üzmekten kandırmaktan ve istediğini alamaz ise değişen  kalbinden ve aynı değişen ihtiyaçları gibi
değişen manevi veya fiziki sadakatinden uzak durarak sevebilen
 kırmaktan sakınacak  ilgi gosterip ikinizin yerine bile bazen hayatını ortaya koyabilecek denli içten bir insan ise aradığın ....
yok kardeşim öyle biri olsa dükkan senin mi demeli .....
   diyebileceğim şu ki
bir kez asla yardım almadan kendi başına herşeyi kendi halletmeyi ve hatta birçok iyi amaç için kendi ölümü kesin olarak çok acı sonlu olma ihtimali çok yüksek bile olsa
 milim milim içten içe ve pratikte hayatını feda ettiğini bildiği halde ,
buna değeceğine inandığı kah insanlık
 kah dünya ya da tamamlaması gereken kendi iç yolculuğu ve keşfi ya da her ne için denilirse denilsin,
 çabalayarak yaşamayı seçtikten sonra insan kendine uyanın nelerin olmadığının ve hatta herşeyi sıfırdan öğrenip bastırdığı kapasitesinin de ama esasen bu dünya ya neler için geldiğinin farkına varıyor ... 
hayatı tabiatı ve kalan herşeyi ve kendine uygun olanları yine kendine şans olarak tanınan kısıtlı zaman da keşfetmeye başlıyor...
ve bu bir kez başladı mı .... durduramıyorsunuz....

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder